5. gün son günümüzdü. Sabah valileri hazırlayıp otobüslere bindik. Normalde plan, Basel'e gidip şehirde gezinti yapmaktı fakat uçağa yetişememe olasılığından dolayı yol üstünde, şarap bağlarının ortasında küçük bir köye, Riquewihr'e geldik. Köy bir yokuşa kurulmuş gibiydi. Hava soğuk ve yağmurlu olmasına rağmen sis yoktu, manzara şarap bağlarından ibaretti, muhteşemdi. Biraz gezdik, şarap ve peynir aldık eve götürmek için. Küçük tatlı satan yerlerden macaron ve kurabiyeler yedik. Çok uzun zaman kalamadık ama çok güzel bir Fransız köyüydü. Bir de söylemeyi unuttum, köyün yukarılarında bir Noel mağazası varmış ve arkadaşlarımın anlattığına göre çok güzel ve orijinal şeyler varmış, sonra Basel havaalanına doğru yola koyulduk. Arada öğle yemeğimizi otoyolda durup yedik. Quick ve Carrefour vardı bazıları orada, bazıları diğerinde yedi. Ve sonunda havaalanına vardık. İstanbul' saat 10 gibi geldik ve bu güzel gezimiz de orada bitti.
1 Haziran 2017 Perşembe
Alsace Gezisi
2 hafta önce okulla birlikte Fransa'nın Alsace bölgesine gittik. Asıl amacı bir okul projesi olmasına rağmen son derece eğlenceli geçti. Ve şimdi size gün gün nereleri gezdiğimizi neler yediğimizi anlatacağım. Çok fazla fotoğraf çekmedim fakat mümkün olduğunca koymaya çalışacağım.
1. gün sabah erkenden kalkıp okuldan servisle Atatürk Havaalanı'na gittik. Uçak yolculuğu 2 saat 10 dakika sürdü. Daha sonra okulun ayarladığı bir otobüsle Strasbourg'a doğru yola çıktık. Yol kenarındaki tarlalara, zeytin ağaçlarına ve hepsi birbirine benzeyen küçük kasabalara baka baka bir buçuk saatlik bir yolculuktan sonra otobüsten indik ve Petit France'a doğru yürümeye başladık. Bu arada çok güzel evler, sokaklardan geçtik. Ben birkaç sene önce de yine Strasbourg'a gitmiştim ve ikinci kez çok sevdim gerçekten büyüleyici bir şehir. Şehrin ortasından Ill nehri geçiyor ve biz de bu kanal üzerinde tur yapan her yeri camla kaplı gemilere bindik ve sesli rehberi dinleyerek muhteşem bir manzara seyrettik. Daha sonra Avrupa Parlamentosu'na geçtik. İlginç ve modern bir mimarisi, vardı parlamentonun. İlk girdiğinizde bina bir daire şeklinde bütün etrafınızı kaplıyordu. Burada biraz fotoğraf çekindik ve rehberimiz gelince bizi bir konferans odasına götürdü, birkaç video izletti. Açıkçası Avrupa ülkelerinin demokratlarının toplantılar yaptığı salonda oturmamız ilginçti, güzeldi fakat günün yorgunluğuyla Fransızca konuşan Alman rehberimizin verdiği bilgileri çok fazla takip edemedim ama hiçbir şey öğrenmedim de değil:). Parlamentodan çıkınca hepimizi sevindiren haber otele gidecek olmamızdı. Otobüse binip şehir merkezinden uzak bir otele gittik: Otel B&B. Aslında tam bir otel denemez odalar 4 kişilikti, biz 3 kişi kaldık. Odalar küçüktü ama beni çok da rahatsız etmedi. Otel otoyolun yanındaydı ve yakınında bir alışveriş merkezi(hep gece geç geldiğimizden hiç açık göremedik.), Quick(Fransa'nın McDonalds'ı) ve orda kaldığımız 2 gece boyunca akşam yemeklerini yediğimiz restoren Hippopotamus. İlk gece yemekte et ve patetes kızartması vardı. Et tuhaf bir şekilde pişirilmişti, hamburger köftesi boyutundaydı. Bol sohbetli, eğlenceli yemekten sonra Quıck'e geçtik ve içecek bir şeyler aldık. Ayrıca ertesi gün Tibet'in doğum günüydü ve gece yarısında ona sürpriz yapmak için de bir şeyler aldık. Odalarımıza döndük ve gece 12'ye kadar bekledik. Sonra Tibet'in doğum günü kısa bir şekilde kutlandı ve herkes odasına geri döndü.
2. gün herkes heyecanlıydı ve en eğlenceli gün bu oldu galiba. Europapark'a gittik. Europapark için Almanya'ya geçtik bu yüzden giderseniz pasaportları unutmayın! İlk olarak park yerinde herkesin gözüne çarpan Silver Star adında rollercoastera bindi herkes. Ben rollercoasterlardan pek hoşlanmam o yüzden sadece bir tane ıslanılan rollercoastera bindim, baya korkunçtu açıkçası:). Europapark bir tema parkı. Birçok farklı binilecek şey var, yemek ve atıştırmalık büfeler de var. Bu tema parkı farklı ülke adları verilerek bölümlere ayrılmış. Zaten her bölgedeki yerler de o ülkeyle ilgili. Çok fazla önerim olmayacak pek denemediğim için fakat arkadaşlarımın söylediği kadar beğenmedikleri bir şey olmadı. Daha sonra oradaki bir İtalyan restoranında öğle yemeğimizi yedik. Öğleden sonra otobüsle Strasbourg'a geçtik. Parc de l'etoile adlı parkta ayrıldık ve hemen yakındaki alışveriş merkezi Rivetoile'e girdik. Hollister, Kiko gibi Türkiye'de bulunmayan ünlü mağazalar ve Fransız markaları satan mağazalarda dolaştık. Ardından yaklaşık 15 dakikalık yürüyüşle katedralin bulunduğu meydana vardık. Katedralin çevresinde birbirinden güzel pastane ve kafeler var oralarda yemek yedik ve mağazalara girdik. Birkaç saatlik serbest zamanımızdan sonra yine parkta buluşup otobüslere bindik ve otele doğru yola çıktık. Akşam yemeği yine Hippo'daydı. 1. günden daha iyiydi yemek. Tavuk ve kumpir vardı yemekte.









![]()

3. gün de çok güzel geçti. Hava daha soğuktu ve yağmur yağıyordu. İlk durağımız Haut Koenisbourg adlı şatoydu. Muhteşem bir mimarisi vardı. Sis olmasaydı aşağıya baktığımızda Ren Vadisini görebilecektik. Şatoda, eski Fransız ve Alman krallıkları yaşamış ve hepsi adlarını tavan ve duvarlara yazmış, bayraklarını çizmiş. Şato gezisini bitirdikten sonra Maymun Dağı'na gittik. Bu dağda yaklaşık 240 tane maymun bulunuyor. Bunların hepsi serbestçe dolaşabiliyor, doğal ortamlarındalar aynı zamanda da evciller. Girişte size bir avuç bayat patlamış mısır veriyorlar. Patlamış mısır olan elinizi göğsünüze yakın tutmanız gerekiyor maymun beslemek istiyorsanız. Diğer elinizle sadece bir tane patlamış mısırı alıp maymuna uzatıyorsunuz o da elini uzatıp alıyor ve ağzına atıyor. Oldukça ilginç bir deneyim. Saat 11.30'da beslenme saatleri var. Orada çalışanlar kovalarla geliyor. Hem size bilgiler veriyor hem de maymunları besliyor. Saat 1 gibi Maymunlar Dağı'ndan çıkıp Colmar'a doğru yola çıktık. Colmar'ı hepiniz o fotoğraflardaki çiçekli balkonlardan, şirin evlerden tanıyorsunuzdur. Gerçekten de öyle evler var. Fakat ben şahsen Colmar'ı çok beğenmedim. Nerdeyse sokaklarda kimse yoktu, sessizdi ve sıkıcıydı. Yemeği şehir meydanına yakın bir yerde yedik. Soğanlı kiş, mantar soslu tavuk ve dondurma vardı yemekte. Daha sonra Colmar'ın meşhur Oyuncak Müzesi'ne gittik. Giriş katında mini atlıkarınca ve herkesin oynayabileceği kutu oyuncakları vardı. Bu iki katlı binanın üst katında ise en eski barbieler, ilk oyuncak bebekler vardı. 2. katın diğer odasında ünlü animasyonlarda veya filmlerde bulunan karakterlerin oyuncakları vardı. Oradan çıkınca Colmar'da serbest zamanımız vardı. Güzel sokaklarda dolaştık, kafelere oturup tatlılar yedik, kahve içtik ve mağazaları gezdik. Birkaç saat sonra Mulhouse'a gitmek için otobüse bindik. Mulhouse'daki B&B otelin diğer şubesine geldik. Valizleri yerleştirip yemek için hemen aynı caddede köşedeki ünlü Bristol'a gittik. İlk olarak yine bir Alsace spesyali olan kiş(bu sefer peynirliydi), balık ve tatlı olarak dondurma yedik. Ve o gün de öyle bitti.
4. gün Mulhouse'daki otomobil müzesini gezmeye gittik. En eski arabalardan en son çıkanına aklınıza gelebilecek her türlü model araba vardı. Arabalara meraklıysanız burayı ziyaret etmenizi şiddetle öneririm. Öğle yemeğini müzenin kafeteryasında yedik. Günler sonra makarna yiyecek olmanın heyecanı vardı herkeste. Yemeği bitirdikten sonra yaklaşık yarım saatlik bir yürüyüşle şehir meydanına gelip tramvaya bindik. 3 durak sonra buz pateni yapmak için bir sürü spor salonu ve saha olan bir yere geldik. Çok eğlendik. Çoğu kişi puz pateni yapmayı bilmiyordu. Bilenler diğerlerine öğretiyor, herkes düşüp kalkıyordu. Birçok yerimizi buza çarptık bir yerlerimiz morardı ama gezinin en keyifli 3 saatini geçirdik. Daha sonra yine tramvayla şehir merkezine döndük. Dolaştık, biraz alışveriş yaptık, yedik ve bir şeyler içtik. Kilisenin olduğu meydana gittik ve dönme dolaba bindik, eğlendik. Güzel sanatlar müzesine de gidecektik fakat tadilat varmış ama normalde hafta içi hep açık.
5. gün son günümüzdü. Sabah valileri hazırlayıp otobüslere bindik. Normalde plan, Basel'e gidip şehirde gezinti yapmaktı fakat uçağa yetişememe olasılığından dolayı yol üstünde, şarap bağlarının ortasında küçük bir köye, Riquewihr'e geldik. Köy bir yokuşa kurulmuş gibiydi. Hava soğuk ve yağmurlu olmasına rağmen sis yoktu, manzara şarap bağlarından ibaretti, muhteşemdi. Biraz gezdik, şarap ve peynir aldık eve götürmek için. Küçük tatlı satan yerlerden macaron ve kurabiyeler yedik. Çok uzun zaman kalamadık ama çok güzel bir Fransız köyüydü. Bir de söylemeyi unuttum, köyün yukarılarında bir Noel mağazası varmış ve arkadaşlarımın anlattığına göre çok güzel ve orijinal şeyler varmış, sonra Basel havaalanına doğru yola koyulduk. Arada öğle yemeğimizi otoyolda durup yedik. Quick ve Carrefour vardı bazıları orada, bazıları diğerinde yedi. Ve sonunda havaalanına vardık. İstanbul' saat 10 gibi geldik ve bu güzel gezimiz de orada bitti.
5. gün son günümüzdü. Sabah valileri hazırlayıp otobüslere bindik. Normalde plan, Basel'e gidip şehirde gezinti yapmaktı fakat uçağa yetişememe olasılığından dolayı yol üstünde, şarap bağlarının ortasında küçük bir köye, Riquewihr'e geldik. Köy bir yokuşa kurulmuş gibiydi. Hava soğuk ve yağmurlu olmasına rağmen sis yoktu, manzara şarap bağlarından ibaretti, muhteşemdi. Biraz gezdik, şarap ve peynir aldık eve götürmek için. Küçük tatlı satan yerlerden macaron ve kurabiyeler yedik. Çok uzun zaman kalamadık ama çok güzel bir Fransız köyüydü. Bir de söylemeyi unuttum, köyün yukarılarında bir Noel mağazası varmış ve arkadaşlarımın anlattığına göre çok güzel ve orijinal şeyler varmış, sonra Basel havaalanına doğru yola koyulduk. Arada öğle yemeğimizi otoyolda durup yedik. Quick ve Carrefour vardı bazıları orada, bazıları diğerinde yedi. Ve sonunda havaalanına vardık. İstanbul' saat 10 gibi geldik ve bu güzel gezimiz de orada bitti.
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder