24 Ocak 2017 Salı

La La Land

Bugün yine bir film ile ilgili yazacağım. Geçen hafta pazar günü akşam 10 seansına gitmeme rağmen salonun tamamen dolu olduğu bir film. 74. Altın Küre ödüllerinde 7 dalda ödül aldığını da söylemeden geçmemek lazım.  Adı La La Land, türkçesi Aşıklar Şehri. Damien Chazelle tarafından yazılmış ve yönetilmiş, ayrıca bir sürü ünlü oyuncu oynuyor. Film bir müzikal ve bu yüzden en sevdiğim yanı şarkıları oldu. Aynı zamanda adından da anlaşıldığı gibi aşk filmi. Baş rollerini Emma Stone ve Ryan Gosling paylaşıyor. Ayrıca geçtiğmiz senelerde çok ünlenen şarkıcı John Legend da oyuncular arasında.

Biraz da konusundan bahsedeyim, Mia, bir kafede çalışan aynı zamanda da sürekli oyunculuk seçmelerine giren bir kadın. Diğer yanda Sebastian, jazz aşığı ama bir türlü patronlarıyla anlaşamayan ve jazz müziğini seven kalmadığını düşündüğü için hayatından ve yaptıklarından memnun olmayan bir adam. Bir gün tesadüfen Sebastian'ın çalıştığı restoranda karşılaşıyorlar ve Mia Sebastian'ın müziğinden çok etkileniyor. Aylar sonra bir partide yine karşılaşıyorlar ve tesadüflerle başlayan aşkların  o günden sonra bitmiyor.

 Filmin beni en çok etkileyen yeri sonuydu. Tabi ki size söylemeyeceğim fakat bana aralarındaki o duyguyu gerçekten hissettirdiler. Sadece sonuyla değil bütünüyle etkileyiciydi. Belki ben aşk filmlerini sevdiğimdendir ama bence  mükemmel bir filmdi.

9 Ocak 2017 Pazartesi

En Man Som Heter Ove

Bu bloğu, gezi bloğu olarak açtığımın farkındayım ama bugün, geçen gün izlediğim bir filmden bahsetmek istiyorum. Adı, En Man Som Heter Ove yani ingilizcesi A Man Called Ove. İlk kez bir İsveç filmi izlemiş oldum bununla beraber. İsveçliler bana pek sevecen insanlar gibi gelmese de filmden çok keyif aldım. Belki herkesin seveceği türden değil fakat herkesin alışkanlıkları dışındakileri de denemesini isterim. Filmin ana karakteri Ove adında yaşlı ve dul bir adam. Her gün işe gitmek ve karısının mezarını ziyaret etmekten başka yaptığı bir şey yok. Çok monoton bir hayatı var kısaca. Küçük bir sitede oturuyor ve kendini sitedeki düzene ve kurallara adamış, kuralları dikkata almayan kişilere bağırarak geçiyor günleri. Film, Ove'nin işten atılmasıyla beraber artık yaşaması için bir sebebi olmadığını düşündüğü için intihar denemeleriyle başlıyor. İntiharı savunmam ama adama hak vermiyor değilim çünkü son derece sıkıcı bir hayatı var ve ne ailesi ne karısı ne de arkadaşı var. Ove'nin intihar girişimlerinin hiçbiri işe yaramıyor. Bir gün yan eve yeni komşular gelince bütün hayatı değişmeye başlıyor. Bu iki çocuklu aile adama hayata tutunmanın hala mümkün olduğunu hatırlatıyor. Adamın aslında ihtiyacı olan biraz kendisini hoş gören, onunla ilgilenip onu sevebilecek insanlarmış meğer. Tabi burda çocukların etkisi de çok büyük. Çocuklar, Ove'nin doğamamış çocuğu gibi oluyor. Zaten yaşlılara çocuklar hep iyi gelir. Daha fazla ayrıntıya girmek istemiyorum. Sonunu söylersem kimse izlemez :) Şu an konusu sizin çok ilginizi çekmemiş olabilir ama filmlere ön yargıyla yaklaşmayıp onlara bir şans vermenizi tavsiye ederim.